akaryakıt

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) son yayınladığı aylık sektör raporu Şubat 2020 verilerine göre Türkiye akaryakıt piyasasında tam 80 adet akaryakıt dağıtım şirketi faaliyet göstermiş

Bu arada EPDK iki hafta önce 18 dağıtım şirketinin lisansını, dağıtıcı olmanın gereklerini yerine getiremedikleri gerekçesiyle iptal etti.

Ancak, son yıllarda, süregelen bu iptal işlemi hiçbir işe yaramıyor. Çünkü, iptal edilen lisans sahibi dağıtıcılar çok kısa bir süre içerisinde yeni bir isimle yeni bir şirket kurup yeni dağıtıcı lisanslarını alarak faaliyetlerini sürdürüyor. Bu sebeple, iptal edilen dağıtıcı lisanlarına dair haberler, haber değerini bile yitirmiş durumda. Öyle ki, sektörde faaliyet gösteren tüm bileşenler bu tür haberleri dikkate bile almıyor.

Peki ne yapmak lazım? Bir kere, sorunu çözmek için lisansları iptal etmek yeterli değildir. Bunun yerine lisans verme koşullarını gözden geçirmek, akaryakıt dağıtım şirketini, akaryakıt müşterilerinin gözünde marka olma iddiasını hak ettiği, layık olduğu ağırlığa, güce ve niyete uygun hale getirmek bir zorunluluktur.

Bir başka deyişle, serbest piyasa kurallarını uygulama isteği adına, dağıtıcı lisansı alma işlemi bu kadar kolaylaştırılmamalı. Sektörün büyüklüğüne, hak ettiği saygıya ve önemine yakışmayan bu durum düzeltilmeli.

Bir ara sayıları 100’ü geçen, şimdilerde 80’lerde olan dağıtıcı sayısı, sektör adına nesnel değildir. Son aylarda EPDK’nın bu yönde adım attığını ve neredeyse son bir yıldır yeni lisans vermediğini sevinerek takip ediyoruz.

Sektöre dağıtıcılar açısından bakacak olursak, Şubat 2020 raporuna göre benzin ve motorin grubu toplamında, yani beyaz ürünler diye tabir ettiğimiz segmentte Opet (Pazar payı % 20,11) sektör liderliğini Petrol Ofisi’nden (Pazar payı % 19,98) devralmış görünüyor.

Sanırım, bu, Petrol Ofisi’nin kurulduğu 1940’lı yıllardan bu yana, yani 80 yıldan bu yana ilk kez yaşanıyor. Petrol Ofisi ilk kez Pazar liderliğini kaybediyor. Shell % 15,48 ile pazar payı sıralamasında üçüncü, BP % 7,99 ile dördüncü, Total % 5,24 ile beşinci sırayı elde tutuyor.

Büyükler dediğimiz, Türkiye akaryakıt piyasasının ilk beş şirketinin pazar payı toplamı yüzde 68,80 düzeyinde. 2000’li yıllarda sektörün büyükleri, pazarın yüzde 92’sine hükmediyordu. Rekabet kurumunun sektöre müdahale edip bayilik anlaşma sürelerini beş yıl ile sınırlandırdığı 2010 yılının hemen sonrasında, yani 2011 yılında ilk 5 şirketin pazar payları toplamı yüzde 80’lere düşmüştü. Bugün gelinen noktada yüzde 68,80’e düşmesi rekabetin doğal bir sonucudur. Ancak, her yazımızda vurgu yaptığımız ve ilk paragrafta da belirttiğimiz üzere rekabetin de müşterilerin hak ettiği kalitede, adil zeminde ve layıkıyla yaşanması sektörün tüm bileşenlerinin ortak görevi ve sorumluluğudur.

Biraz daha detaylı bakacak olursak, akaryakıt istasyonları dışında, nihai tüketicilere, fabrika, şantiye ve kurumlara toptan şekilde satılan motorinde pazar payı lideri Petrol Ofisi, ikincisi Opet. Ama sadece istasyonlarda ve araç sahiplerine satılan benzinde pazar payı lideri Shell, ikicisi Opet’tir.

Bu yazıda vurgu yapacağımız asıl konu, sektörün dağıtıcılar cephesinde oluşan üç klasman ya da ligin ortasında bulunan şirketlerin durumudur. Tahmin edileceği üzere 1. Lig şirketleri bellidir, yani ilk beş şirkettir. Bu oyuncular hem pazar payı büyüklüğü, hem tüketicilere sundukları hizmetin detayları ve bütünselliği, hem de müşteriler nezdinde oluşturdukları marka algısı itibariyle ilk beşi, yani, 1. Ligi oluşturuyorlar.

2. Lig şirketleri, pazar payı sıralamasında ilk 5’i izleyen, yani 6’ncıdan (dahil) başlayıp 20’nciye (dahil) kadarkileri içeren 15 şirketir. Bu oyuncuların en büyüğünün (6. Şirketin) pazar payı yüzde 3,91, en küçüğünün (20. Şirketin) pazar payı yüzde 0,64’dür. Bahse konu 15 şirketin pazar payları toplamı ise yüzde 16,88’dir. Pazarın geriye kalan yüzde 14,32’sini tam 60 şirket paylaşıyor.

İşte yazının başında belirttiğimiz, sık sık lisansları iptal edilen ve bir başka unvan adı altında kaldığı yerden faaliyetine devam eden şirketler bu 3. Lig içerisindekilerdir. Bunların hemen hiçbirinin akaryakıt depolama tesisi yoktur, bir başka dağıtım şirketi ile ikmal anlaşması imzalamıştır.

Yine bu oyuncular, otomasyonlu akaryakıt ya da yaygın ismiyle taşıt tanıma sistemlerine sahip değildir.

Tüketici şikayet hatları yoktur, akaryakıt nakliye operasyonları yoktur, teknoloji yatırımları hiç yoktur, madeni yağ, adblue ve benzeri ürünlerde ar-ge çalışmaları hiç olmamıştır ve de olmayacaktır. Bu ve benzeri örnekleri arttırmak mümkündür.

3. Lig şirketleri genellikle akaryakıt toptancılığını dağıtım şirketi lisansı ile sürdürme ve benzeri başka düşüncelerle kurulmakta, bu mantalite bağlamında ticari faaliyetleri oluşturulmakta, çoğunlukla şehir merkezlerinde bulunmayan, Anadolu’daki köy, kasaba, ana ve tali şehirlerarası yollardaki istasyonlara bayilik vermektedirler.

Bu şirketler, bu tür istasyonlara bayilik verirken, akaryakıt rafineri çıkış fiyatı ile istasyonlardaki perakende pompa satış fiyatı arasındaki toplam kâr marjının hemen hemen tamamına yakınını bayilere aktarmaktadırlar. Yani toplam dağıtım kârının yüzde 99,5’unu, yüzde 99’unu bayilere vermektedirler. Kendilerine bazen yüzde 0,5 bazen yüzde 1 kar marjı kalmaktadır.

2. Lig şirketleri için temel sorun da tam burada oluşuyor. Çünkü, 2. Lig şirketlerinin bayileri ile çalışma prensipleri de 3. Lig şirketlerinin aynısıdır. Zaten, 3. Lig şirketleri de 2. Lig şirketlerine özenilerek kurulmuş, ‘onlar yapıyorsa biz neden dağıtım işi yapmayalım’ mantığıyla kurulmuştur. Bayilik oluşturma prensipleri ve bayileri ile çalışma koşulları da 2. Lig şirketlerinden kopyalanmıştır.

O zaman, konuya bayiler açısından bakıldığında, 2. Lig şirketleri ile çalışmak ile 3. Lig şirketleri ile çalışmak arasında ne fark kalıyor? Hemen hemen hiç. Çünkü, 2. Lig şirketleri, 1. Lige çıkabilmek adına yaptıkları, marka olabilmek, standart oluşturabilmek, dağıtım şirketi olabilmek adına yaptıkları çalışmaların birçoğunda başarısız olmaktadırlar. Bunun nedeni, bayileri ile çalışma koşullarındaki kârlılık seviyesinin son derece düşük oluşudur.

Çünkü, bayilik oluşturabilmek adına istasyon sahiplerine toplam karlılığın yüzde 99 bazen yüzde 99,5’unu vermek zorundadırlar, vermedikleri takdirde ilk yüzde 5’ten istasyon transfer edememektedirler. Bu durumda 2. Lig şirketleri araya sıkışmış, arada kalmış şirketler durumuna düşmektedirler. 1. Lige çıkmaları neredeyse olanaksız haldedir, 3. Lige düşme riskleri de oldukça yüksektir. Nitekim son 10 yılda kapanan, küçülen, 3. Lige düşen 2. Lig şirket sayısı hiç de az değildir.

Üstelik ve üzücü olan da şudur ki bahse konu 2. Lig şirketlerinin bir kısmı, yurtdışında çok önemli markaları olan global şirketlerdir. Bir kısmı ülkede tanınan, bilinen ancak, bir türlü atılım yapamamış şirketlerdir.

Bir kısmı da marka olabilmek adına çok ciddi bedeller ödeyerek sektöre giriş yapmışlardır. Ancak, hemen hepsi 1. Lig şirketi olma planları çerçevesinde önemli akaryakıt depolama, madeni yağ ve benzeri üretim tesisleri kurmuşlardır, çoğu da atıl kapasite ile çalışmaktadır.

Konuda çok örnek vardır ama neyi kast ettiğimizi anlamak adına Mersin’in Kazanlı bölgesindeki akaryakıt depolama tesislerine bakmak yeterlidir. Sayıları 20-30 arasında değişen birçok dolum tesisi kurulmuştur. Her birisinin kuruluş maliyeti milyonlarca TL’dir. O bölgedeki aylık satış kapasitesi 3-5 bin tonu geçmeyen bir 2. Lig şirketinin Mersin Kazanlı bölgesine kurduğu ve çalıştırmayıp yurtdışı trading şirketlerine kiralamaya çalıştığı dolum tesisin kapasitesi 160.000 tondur. Bu anlaşılır ve açıklanır bir yatırım değildir. Atıldır, ulusal bir servet olması nedeniyle üzücüdür.

Tavsiyemiz odur ki bu şirketler ya birleşmeli ya da satın alma yöntemleri ile büyüyerek sektörde, büyüklerin sayısını 5’den 6 ya da 7’ye çıkarmalıdırlar. Aksi halde bir dönüşüm ya da değişim yaşama şansları yoktur ve onlar için yerini korumak hep başarı sayılacaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz